Aylar önce kaleme aldığım gibi, “yenilgi korkusu ile cemaatin uyuyan hücreleri harekete geçecek!” dedim. Şimdi bunu gözlemliyoruz. Kendi çıkarları doğrultusunda mevki, makam ve güç arayan bu yapı, meslek ve kariyer hırsıyla hareket ediyor. 10 Nisan 2026 tarihi itibarıyla, bu uyuyan hücreler, kendilerine sunulan fırsatları değerlendiriyor ve Pensilvanya’ya selam gönderiyorlar.
Son günlerde, “Başörtülü psikiyatr, başörtülü psikolog, başörtülü PDR uzmanı olmaz!” diyen Üstün Dökmen’in açıklamalarını dinledim. Danışan ile danışılan arasındaki iletişimin başörtüsü gibi bir unsurla etkilenmeyeceğini savunuyor. Ancak bu durum beni düşündürüyor: “Neden şimdi?” Bu tür “üstün” kişiler, her seçim öncesi toplumun önüne çıkıyor ve etkilerini artırıyorlar.
FETÖ, 1980 sonrası devletin her kademesinde gücünü pekiştirdi ve etkisini artırdı. Ülkemizde birçok akademisyen ve uzman var. Ancak bazıları, sürekli olarak televizyon ekranlarında boy gösteriyor. Sorun, neden bazılarının sürekli parlatıldığı ve diğerlerinin göz ardı edildiği! Örneğin, son günlerde Erdoğan karşıtlığını tavan yapan Aslı Aydıntaşbaş’ın, Henry Barkey tarafından ifşa edilmesi, aslında neyi amaçlıyor? Bu durum, “Bize istediğimiz gibi çalışmadınız; üstünüzü çizdik!” mesajı mı veriyor, yoksa “Eğer” diye başlayan tehditler mi içeriyor?
Her bireyin, kendi tercihlerine göre giyinme ve yaşam hakkına sahip olduğu bir toplumda, demokrasiye inanmış bireylerin, farklı düşüncelere sahip olanlara tahammül göstermesi gerekiyor. Ancak CHP, başörtüsünü “siyasi simge” olarak kullanarak toplumu kutuplaştırmaya çalışıyor. Artık bu eski, çürümüş taktiklerin işe yaramayacağını anlamalılar. Nostaljik yöntemlerle eski başarılarını yakalamaya çalışarak %2’lik oy dilimine talip olmaya devam ediyorlar.
2023 seçimlerine kadar daha neler yaşanacak? Kara çarşaflı kadınları ve şalvarlı adamları lüks arabalarla Boğaz’da yürütmeye çalışacaklar mı? İngiltere merkezli cemaatler, yeni figürler ve manipülatif stratejiler bulacak mı? Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, Kılıçdaroğlu’nun iftira dolu siyaseti altında birleşen sol seçmen, tüm bu sorumsuzluklara rağmen aynı tercihlerde ısrar edecek mi? Bu sorular, önümüzdeki günlerde yanıt bulmayı bekliyor.